|
Eğitim insanın insan olmaktan kaynaklanan en temel haklarından bir tanesi. İnsan doğarken yalnız kendi genetik kodları ve annesinin karnındayken algıladığı kimi uyaranların bilgisiyle doğuyor. Ama dünyaya gözünü açtığı andan başlayarak sürekli bir şeyler öğreniyor. Bu öğrenme ve onu bütünleyen, şekillendiren eğitim süreci; beslenmek, dinlenmek, sağlılık halini sürdürmek, kendini ifade etmek gibi insanın en temel gereksinimlerinden birisi. Kuşkusuz her insan bunu kişisel olarak da sağlayabilir. Ama bunun için gerekli ortam ve koşullarla, olanakların sağlanması bir tür kamusal ve toplumsal sorumluluktur da aynı zamanda. Eğitimi hak yapan da kanımca aslında budur. O hiç bir kişinin salt kendi koşul ve olanaklarına terk edil(e)meyecek bir alandır. Onu tüm toplum olarak ve kendine özgü araç ve yöntemleriyle ama her durumda el birliğiyle var ederiz. Bu hepimizin – içinde olduğumuz toplumun birer bireyi olarak – ortak sorumluluğumuzdur. Kimimiz bunu bu sürece katılarak, kimimiz de devlete verdiği vergileriyle yapar. Ancak bu koşul ve ortamı hazırlamak ve gerekli olanakları sunmak, neyin öğretileceğini belirleme görevini bize vermez; ya da "vermemelidir". Çünkü insan bir toplum içinde yaşamasına karşın bir bireydir. Eğitimden yararlanan da aynı insandır. Öncelikle kendi gereksinimleri vardır. Bunlar ve aklı onu ve edineceği eğitimin ne olacağını belirleme hakkını ona verir. Kuşkusuz insanın da içinde bulunduğu toplumun ondan beklediklerine ilişkin bilgilenmesi de gereklidir ama bunun miktar, biçim ve düzeyini kuşkusuz kendisi belirleyecektir. Toplumun diğer bireylerine dolayısıyla bütününe zarar vermediği sürece o bu alanda da "tümüyle özgür"dür, "özgür olmalı"dır. Oysa sınıflı toplumlarda eğitim toplumsal düzenin gereksinimleri ve onun sürmesi için örgütlenir ve verilir. En özgür ve liberal toplumlarda bile "kamu eliyle ve toplumsal nitelikte" verilen eğitim öncelikle mevcut sistemi sürdürmeyi ve her gün yeniden üretmeyi, kendi gereksinimlerini karşılamayı hedefler. Bunun toplumlarda, düşünen kafalarda ve kendi bireyliğinin fakında olanlarda bir "tepki doğurması" kaçınılmaz bir durumdur. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Sistemi Değil, İnsanı Üreten Bir Eğitim Düzenin "ilk ve en temel" koruyucusu "din düşüncesi ve onun kurumları" olmuştur. Dolayısıyla ilk "kurumsal" eğitimi "dinsel kurumlar" vermiştir. Bunu hem dini topluluklar hem de dine dayanan devlet modelleri için söyleyebiliriz. Feodalizmden kapitalizme geçilirken yaşanan "aydınlanma" dönemi, dinin "doğmatik eğitimine" bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, bu dönemde sunulan eğitim bir süre sonra kendi hayal ettiği düzen ve sistem için "dinsel kurumların" bir zamanlar kullandığı araçları kullanmaya başlamıştır. Daha doğrudan söylersek; öncelini reddeden model onu yinelemiş ve onlar gibi “kendi sistemini üretecek” bir kuruma dönüşmüş, bu anlamıyla gericileşmiş ve yeni karşıt ve alternatiflerini doğurmuştur. Bu anlamda, aslında "modern okullar" da, genel deyişle "resmi-formel eğitim kurumları", içeriği ve biçimi toplum adına belirlenen ve aslında yine sistemi üreten ve yürüten kurumlardır. Bu sistemlerde "demokrasi ve özgürlük" arttıkça, ana akım değişmemek üzere kimi özgürlükler ve "özerklikler", dolayısıyla kimi "özgünlükler" de ortaya çıkmıştır. Bu arada dinsel kurumlar ve diğer küçük cemaatler sürekli olarak "kendilerini var eden eğitim modellerini uygulamaya" her dönemde çalışmışlardır. Bunlar aslında mevcut ve kurumlaşmış olana bir seçenek gibi görünse de "insanı insan kılmak ve var etmek" anlamında bir alternatif oluşturmayan eğitim modelleri olmuştur. Geçmişi kimilerince 200 yıl öncesine, kimilerince de ortaçağa kadar uzatılan alternatif eğitim yöntemleri içinde "insanı hedefleyen" modeller mevcuttur. Aslında onun bu yanına yapılan vurgu nedeniyle belki de "özgür eğitim", hatta insanlığın geldiği aşamadaki toplumsal yaşamı için olmazsa olmaz bir unsur olan "demokrasi"yi ve "açıklığı" da ekleyerek "özgür, demokratik ve açık eğitim" diyebileceğimiz alternatif eğitimle ilgili düşünceler, modeller ve seçenekler gündeme getirilmiştir. Aslında belirli modelleri yinelemenin ötesinde bunun ne olduğuna ve ne olabileceğine bakmalıyız. Bazı Saptamalar Zorunlu eğitim bir tür esarettir: Öncelikle eğitim ve öğrenim sürecini bir mekana bağımlı kılar. Bu anlamda okul eğitimi aslında bir tür yalıtma ve hapis uygulamasıdır. İçinde bulunanlara biçimsel olarak tek tip giysiyi, içerik olarak da benzer-eş tutum ve davranışları dayatır. Diğer yandan uymayanlar için cezayı ve çeşitli yaptırımları gerektirir. Uygulamasında egemenlik", disiplin", tek tiplilik", antidemokratiklik", doğmacılık", ikna", özgürlüğün kısıtlanması", "gözetleme" en temel unsurlardır. Diğer yandan zorunlu eğitim" çocukların geleceğini bizim kendimiz için belirlememiz demektir. Eğitim sürecinde okulların, öğretmenlerin, kurumların ve toplumun değil, öncelikle eğitimden yararlananın gereksinimleri hedeflenmelidir. Bu gereksinimleri öncelikle çocuklar belirlemelidir. Okullar belki de; çocukların mutlu oldukları ve her zaman gitmek istedikleri bir yer olmalıdır. "Özgür, demokratik ve açık eğitim" her şeyden önce çocukların kendi kaderlerini tayin etme haklarını" tanımalı ve var etmelidir. Daha demokratik, eşitlikçi ve insana saygılı bir toplum yaratmak için; daha demokratik, eşitlikçi ve topluma ve insana saygılı bir okul yaratılmalıdır. Eğitimde özgürlük, toplumsal özgürlük için gereklidir. "Özgür, demokratik ve açık eğitim" tek tip değil, çok seçenekli ve çok modelli bir eğitim olmalıdır. İnsanlar ancak mutlu olduklarında kendilerini gerçekleştirebilirler. Okullar bir mesleği değil, temelde birey ve insan olmayı öğretmelidir. Eğitim ayrımsız bir şekilde herkese sunulan bir hizmet ve görev olmalıdır. Eğitimin sürekliliği konusunda otoriter" dayatmacı bir zorunluluk olmamalıdır. Modern düşünce her şeyi kendi varlığı ve çıkarı için araç olarak gören bir düşüncedir. Hiyerarşik ve örgütlenmiş düşünce doğal değildir. Cahillik ile bilgisizlik aynı şeyler değildir. Okul insanı toplumdan ve kökeninden koparır ve soyutlar. Bu anlamda yabancılaştırıcı ve tek-tipleştirici bir işleve sahiptir. Herhangi bir konu bütünü görülmeden anlaşılamaz ve öğretilemez. Bu anlamda yaşamdan kopuk ve dünyasal gerçeklikten kopuk bir eğitim olamaz. "Hayır" diyebilmek insanın en önemli özelliklerinden birisidir. Çocukların “hayır” diyebilmelerini sağlayacak bir eğitim ancak "özgür, demokratik ve açık eğitim" olabilir. "Özgür, Demokratik ve Açık Eğitim" Bu saptamaların ışığında “özgür, demokratik ve açık eğitim”in unsurları olarak şunlardan söz edebiliriz: - İnsanı ve insan haklarını önceleyen bir eğitim: İnsanı bir evrensel değer olarak gören ve bu anlamda ona değer verip, saygı duyan, geliştiren, yetkinleştiren ve kendi içindeki çeşitliliklerini kabul edip onları da insanlığın unsurları arasında gören bir eğitim olmalıdır. - Bu eğitimin en önemli özelliği gerçek anlamda “demokratik” olmasıdır. Bir erk ve egemenlik yaratacak ve bu süreci tek sesli, tek yönlü, tek biçimli ve tek sonuçlu yapacak her türlü öğe dışlanmalıdır. Sorgulama her türlü erk ve iktidar ilişkisini ortadan kaldırır ve aydınlanmayı sağlar. Bu anlamda sormak ve kuşkulanmak, sorgulamak ve yargılamak, yanlışlama olanağına her düzeyde ve her durumda sahip olmak temel alınmalıdır. - Eğitimin her sürecinde eğitimi sunanla yararlananın tam eşitliği söz konusu olmalıdır. Öğrenici-öğretici ayrımı, farklılığı ve dolayısıyla birbirine üstünlüğü yerine, bu süreçte öğretenin, öğrenici, öğrenenin de öğretici olduğu bir biçimde, her düzeyde paylaşımcı bir yaklaşım belirleyici olmalıdır. Bu eşitlik eğitimden yararlanma anlamında herkes için geçerli olmalıdır. Eşitlik "içerikte de kendisini eşitlikçilik" biçiminde var etmelidir. Dolayısıyla bu eğitime herkes eşit biçimde ulaşabilmeli ve kendi gereksinimi oranında yararlanabilmelidir. Bu amaçla herkesin talebine uygun eğitim alma olanakları, ayrımsız ve ön koşulsuz biçimde herkese kendi seçimini kendisi yapabilecek şekilde sunulmalıdır. Bunun için hiç kimse bu hizmete ulaşmak ve yararlanmak için göstereceği kişisel çaba dışında bir ücret, katkı ve bedel ödememelidir. - "Özgür, demokratik ve açık" eğitim gerçekten özgür ve özgürlükçü bir yaklaşımla gerçekleşmelidir. Bunun seçimi ve yönelimiyle ilgili kararlar, eğitimden yararlanacak olan kişi yani öncelikle çocuk başta ve belirleyici olmak üzere, sonra da onun bakımı ve gelişmesiyle ilgili sorumlu ve görevli olanlarca verilmelidir. Bu süreçte eğitimin öznesi ondan yararlanan olmalı, diğer etkide bulunanların herhangi birisi diğerine herhangi bir üstünlük kurmadan ama hepsinin katılımı söz konusu olmalıdır. Bu niteliğiyle katılımcılık, bu eğitimin en önemli unsurlarından birisidir. Aile, çevre, eğitim süreciyle ilgili görev üstlenenler, toplumun diğer bireyleri; eğitim için gerekli her şeyi, araç, gereç, bilgi, deneyim ve birikimi bu sürece özgürce katabilmelidirler. Böylelikle formel roller reddedilmeli ve açık bir eğitim modeli benimsenmeli ama bireye yönelik bir toplum katılımlı eğitim süreci yaşanmalıdır. - Eğitim sürekli olmalıdır ve yaşam boyu sürmelidir. Eğitimden yararlanmayı engelleyecek her türlü sınırlama, zorlaştırma ve sınırlama reddedilmelidir. Öğrenme ve eğitim süreci çok yönlü ve insanın kendini gerçekleştirmesi ve gelişmesi bağlamında serbestçe şekillenebilmelidir. - Eğitim, yaşam ve yaşamın diğer unsurlarıyla entegre-bütünleşik olmalıdır. Bu bağlamda çalışma yaşamı ve iş/meslek/üretim süreçleriyle olduğu kadar, karar verme süreçleri yanında, bilginin üretildiği akademik süreçlerle de olumlu, yapıcı ve karşılıklı birbirini etkileyen ve değiştiren bir şekilde bütünleşik olmalıdır. - İfade etmeye ve yaygınlaşmaya olanak tanıyan bir eğitim olmalıdır. Bunun için gerekli araçlara sahip olmanın ötesinde; bir anlayış olarak bunun benimsendiği ve bununla ilgili her türlü sınırlamanın reddedildiği bir uygulama söz konusu olmalıdır. - Yaşamı, bilgiyi ve gerçeği her an yeniden üreten ve bunu yayıp paylaşan bir eğitim olmalıdır. Bu anlamda yaşam içinde bir eğitim olmalıdır, yaşamın her alanı eğitim alanı olmalıdır, eğitim kapalı ve sınırlı mekanlardan kurtarılmalı, yaşamın içinde yeniden kurgulanmalıdır. - Uygulamalı bir eğitim olmalı ve gerçekliği sürekli değiştiren ve yenileyen bir niteliğe sahip olmalıdır. Aynı zamanda araştırmacı bir eğitim olmalıdır. Keşfetmeyi, bulmayı ve ortaya çıkarmayı öncelemelidir. - Dil kültürleri var eden bir unsur olduğu ve eğitim daha kolaylıkla gerçekleşebildiği için eğitim “ana dilde” yapılmalıdır. Bununla birlikte en yakındakiler başta olmak üzere dünyanın tüm diğer insanlarıyla ilişki ve etkileşimi sağlayan, bu anlamda da “çok dilli” bir eğitim olmalıdır. - Doğaya uyumlu ve ona saygılı bir eğitim olmalı, ona karşı, onu tüketen ve yok eden bir sürecin reddedildiği, içeriğinden sunumuna kadar buna uygun bir davranışın yeğlendiği bir eğitim olmalıdır. Bu bağlamda doğal ve insanî her türlü çeşitliliğe ve farklılığa saygı duyan ve bunları bir zenginlik olarak gören ve bir arada var eden bir eğitim olmalıdır. Bu nedenle insanın varlığına ve mutlaklığına aykırı, birini diğerinden üstün gören ve dışlayan, dolayısıyla çatışan bir eğitim yerine “barış için ve barış içinde” bir eğitim olmalıdır. - Bilginin toplumsal, yani herkesin sahip olduğu bir değer olduğunu kabul eden bir eğitim olmalıdır. Bu anlamda bilgi üzerinde mülkiyet ilişkisi kuran, onun paylaşım ve değişimini sınırlayan her türlü sistem ve düzeni reddeden bir eğitim olmalıdır. - İnsanı “birey”leştiren ve toplum için bir varlık olduğu bilincini yerleştiren toplumsalcı – bütünlükçü – paylaşımcı bir eğitim olmalıdır. Dolayısıyla bireyciliği ve bencilliği reddeden ama insanı bağımsız ve özgür bir birey olarak var eden bir eğitim olmalıdır. - Gerek eğitimin sunumu, gerekse uygulama ve yararlanılması süreçlerinde dayanışmacı ve paylaşımcı bir eğitim olmalıdır. Eğitimin her düzey ve biçimi bu özelliklere sahip olmalıdır. - Üniversite ve meslek edinmeye yönelik eğitimde de bu ilke ve temellere uygun eğitim sunulmalıdır. Bu nedenle eğitimin her türü bu ilkeler çerçevesinde yeniden gözden geçirilerek, gerekli değişimler yaratılmalıdır. - Öğrenimde uygulanan içeriğin her düzeyde anlamlandırılması ve gerekçelendirilmesi sağlanmalıdır. Keyfi ya da neyin neden öğrenildiğinin belirlenmediği, bilinmediği bir eğitim içeriği olmamalıdır. *** KAYNAK: Sütlaş, Mustafa. (2006). " Özgür, Demokratik ve Açık Eğitim", Zil ve Teneffüs Dergisi, Sayı: 6, s.62-64.
|