|
Beyin kabuğu, öğrenilmiş kültürel davranışların, egonun ve zaman duygusunun sinirsel temelidir. Gelişim tarihimizde, sürüngenler ve ilk memelilerle ortaklaşa sahip olduğumuz tepkilerimizi ve içgüdülerimizi (beslenme, üreme, kaçma ya da saldırma tepkileri) hem de yaşam ritmimizi (biyolojik saat) belirleyen eski beyinden daha gençtir. Kültürün çağlar boyunca programladığı bu yeni beyin, soyut ve ahlakçı talepleriyle eski beyinle sürekli çelişki halindedir. İçimizdeki hayvanla (içgüdüler) içselleştirilmiş uygarlık (kültür) arasındaki bu çatışma sürekli gerginlik yaratarak bedensel ve ruhsal sağlığımızı, dolayısıyla davranışlarımızı etkiler. Maddi olmayan ruhsal itilerle bedensel tepkilerin arasındaki bağlantıları sağlayan hipotalamus bezi, ürkü, korku ve olası tehlikelere karşı otonom sinir sistemini harekete geçirir. Böylece bir dizi bedensel tepkimeler zinciri oluşur. Hipotalamus aynı zamanda iç salgı bezlerine iletiler göndererek hormon salgılamasını yönlendirir. Hipofiz bezi bu uyarılara göre diğer tüm iç salgı bezlerini harekete geçirir. Tiroit bezi, timüs bezi, böbreküstü bezleri ve üreme bezleri etkilenerek hormon salgılarlar. Geleneksel topluluklarda bu karmaşık ve birbiri içine geçen tepkiler ağının yarattığı gerilimler, bir dizi işlevsel ritüelle ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Topluluk, doğayla ve birbirleriyle barış içinde bir arada nasıl yaşanabileceğini düşünerek, uygulamalarını ve bilgisini bir ritüeller bütününe dönüştürmüş, giderek din dediğimiz olguyu yaratmıştır. On binlerce yıllık kulak kabartma, dinleme, gözlemleme, öğrenme sürecinin, kendini ve yaşamı anlama çabası ve ortak yaşamı kolaylaştırma amacına katkısı uygarlığı geliştirmiştir. Topluluk, oluşan gerilimden kurtulmanın yollarını ararken, bir yanda kitlesel öbür yanda bireysel çareler geliştirmiştir. İçinde yaşanılan ortamda haşır neşir olunan eldeki malzeme aynı zamanda tüm uygarlığın kökenindeki toprak, hava, su ve ateştir. Eski beyinle yeni beyin arasındaki gerilim, bilince de yansımakta, her şey ikili çiftler halinde algılanır olmaktadır. Dolu-boş, ıslak-kuru, karanlık-aydınlık, dişi-erkek, iyi-kötü, temiz-kirli. Bu kavram çiftlerinin kolektif bilincimizde birbirlerine denk düşen anlam titreşimleri vardır. Kadın hem karanlık, hem ıslak, hem kirlidir; erkek daima bunun karşıtı tamamlayıcı kavramları simgeler. Ama bu kavramlara olumlu ya da olumsuz anlam yüklenmesi ancak anaerkil yaşam biçiminden on binlerce yıllık süreçte ataerkil yaşam biçimine geçişte gerçekleşmiştir. Anaerkil toplumda henüz bizim şimdi algıladığımız anlamda kendi kendinin bilincinde bir bireyden söz edilemezse de, her birey belli yaşa geldiğinde toplumda yerini alırken bazı ritüelleri yerine getirmek durumundadır. Bu arada da toplumun benimsediği tabular artık onun için de geçerlilik kazanır. Cinsel erginlik kazanmak bu ikili yaşam ve dünya görüşüne dahil olmayı getirir. Artık iyi-kötü ve temiz-kirli çifte kavramları ve bununla ilgili ritüeller bireyin yaşamını düzene sokarken onu aynı zamanda topluluğa entegre eder. Kadın kanar, doğurur, topraksıdır, dünyevidir. Erkek içgüdüleriyle ona yaklaştığında, aynı zamanda onun simgelediği dünyeviliğe batmış, bulaşmış olduğundan, kirlendiğinden, bir dizi yıkanma ve arınma ritüeliyle kendisini yeniden topluluğa karışacak ve tanrısı karşısına çıkacak duruma getirmeye çalışır. Erkekle dişinin bir araya gelip en mahrem biçimde herkesten yalıtılmış bir birliktelik içinde yaşadıkları coşku, onları diğerlerinden ayırdığından, bu iki egonun ayrıcalıklı beraberliğine katılmayan toplumsal bilincin sonradan yatıştırılması gerekir. Bunun için yoğun arınma ritüelleri ortak yaşama alanını, kargaşaya meydan vermeden ayakta tutmaya yarayan bir rol oynamıştır. Böylece temizlik, ya da arınma en kolay suyla, yani yine dişi olan bir elemanla yapılabilir. Ya da su olmayan yerde toprakla, ki o da dişidir. Toprakta yetişenleri yememek, onlarla kirlenmemeye çalışmak, yani oruç tutmak da arınmanın bir parçasıdır. Birey kendi dışındaki güçlerle sürekli iletişim içindedir ve onların onayını almak ihtiyacındadır. Bu iletişimi kurarken kendisini önce yalıtır. Yalıtma temizlikle sağlanır. Temizlik aynı zamanda ayrıcalık getirir. Ayırmak bir bakıma bilinçlenmektir. Farkına varmak ayıklamaktır. Ama ayırmak ve farkına varmak egoya giden yolu açar. Öte yandan topluma yeniden dahil olmak için egodan ödün vermek gerekir. Ayırmanın, ayıklamanın tamamlayıcı karşıtı bağlantı kurma ve birleştirme yeniden ikiliği birleştirir. İnsanı hayvandan ayıran en önemli niteliklerden biri, geliştirdiği kutsallık duygusudur. Tanrıya yaklaşırken dünyevi ögelerden arınma ihtiyacı, çifte kavramlarla çalışan zihnimizin güdüsel kökenindeki sempati-antipati olgusuyla da uyum içinde temizlik / kirlilik ikilemini öne koymuştur. Birey içini ve dışını, zihnini ve ruhunu arındırarak, bu sayede titreşimini inceltir, kaba maddeli bedensel varlığı daha ince titreşimli öte dünyayla iletişim kurabilecek hale gelir. Ritüel uygulamalarda, Tanrı ile ilişki kurmaya hazırlanma safhasında muhakkak suyla yıkanılır, derin nefes alarak akciğerler üzerinden oksijenle kan temizlenir ve meditasyonla zihinsel arınma yapılır, bir ya da birkaç gün oruç tutulur. Zihinde pürüz kalmamalıdır, kişi kendisini bütünüyle bu ilişkiye açabilmelidir. Ancak o zaman öte yaşamla ilişki kurulur. Zira dünya, dünyaya ait her şey kirletir. Öte yandan ayırmanın ya da arınmanın tamamlayıcı karşıtı bağlantı kurmadır, yani bir bakıma yine tüm o kaçınılanlara batma, yeniden onlarla haşır neşir olma. İnsan düşündüğünün farkına vardıktan sonra, zihninin içeriğini oluşturan tüm konuları ve ayrıntıları birbiriyle bağlantıya sokar ve kendisine bütünsel bir dünya dokusu oluşturur. Bu dokunun zaman zaman yarıldığını ve bambaşka alemlere bir bakış imkanı verdiğine de tanık olur. O sırada, kendini bilme ve düzen hazzından daha büyük coşku ve hazlar yaşar. Bu ekstaz haline yeniden girebilmek için uygulanan tekniklerde yine temizlenme, arınma öne çıkar. İnsan duyuları ve duygularını zihnini ve düşüncesini kontrol altına almak için arınma, kaçınma ve oruç tutma gibi tekniklere başvurur. Nefesin kontrolü, düşünce akışının kontrolü yanında, belli hecelerin belli ritimler dahilinde tekrar tekrar zikredilmesi, belli notaların ve seslerin kullanılması, belli renklerin göz önüne getirilmesi ve o renklerin içinde yıkanma da arınmaya dahil edilir. Ayrıca düşüncede, sözde ve davranışta başkalarını incitmemek uygulanır, tutkulardan, bağımlılıklardan kurtulmaya çalışılır. Bu süreç boyunca daima mutluluğun bir bilinç durumu olduğunu, daima şimdi ve burada yaratılabileceği bilincini hiç bırakmamak gerekir. İleride, başka bir zamanda ya da başka bir yerde hayal edilmesi boşuna olur. Sonuç olarak Freud yaşamımızı yöneten başlıca güçlerden birinin eros olduğunu söylediğinde ne kadar haklıydı. Haz ilkesiyle insan, yaratıcı imgelemi dölleyen erosu arar durur ve yüzyıllar boyunca kutsalla yaşanan hazza ulaşmak için önce özdisiplinle kendine bütünüyle hakim olmayı uygulamaya çalışır. Topluluk içinde kendini ayırmayı en iyi beceren ve arınmanın gereklerini en başarılı biçimde yerine getirebilen şamanlar olmuştur. ?amanlar aynı zamanda korkulur, tekinsiz kişilerdir. ?amanların davul, şarkı ve dansla titreşimlerini incelttiklerini, öte dünyada bilmedikleri çeşitli etkilerden korunmak için bir süre aç kaldıklarını, ama belli bitkileri alarak ruhlarını koruyucu bir titreşim alanı yaratmaya ve yıkıcı enerjileri dengelemeye çalıştıklarını biliyoruz. Zira topluluktaki her birey yapısal nedenlerle aynı arınma ölçüsüne ulaşamaz. ?aman topluluk adına kendisini bu işe adar ve işlevsel rolünü uygular. Amaç daima barış ve huzur, öte dünyayla pürüzsüz iletişim ve aynı zamanda da şifadır. Davul sesi kalp atışlarına uygun ritmiyle içsel titreşimi düzenler. Bu arada söylediği şarkılarla topluluktaki insanların tüm organlarının birlikte titreşmesini sağlamaya çalışır. ?aman böylelikle oluşturduğu enerji yönetimiyle tüm titreşimleri belli merkezde odaklayarak büyük bir güç yaratır ve topluluktaki bireyler bu gücü hem oluşturur hem de ondan pay alır, birlikte arınırlar. Birlikte kanalları açılır ve alıcı olur, ihtiyaç duydukları bilgileri alacak hale gelirler. Öte yandan mevsimler döngüsüne uygun olarak topluca uygulanan ritüellerde yine su ve ateşle, ama aynı zamanda sesle, müzikle, renklerle arınma yapılır. Amaç topluluğa dahil bireylerin bu kez hep birlikte coşkuya katılmaları ve beraberlik duygusunun pekiştirilerek bağların güçlendirilmesidir. Oysa bizim coğrafyamızdaki dinlerde kendini ayırma, günahı da beraberinde getirir. Ama bilinci de. Aslında bu temiz – kirli kavram çifti, iyi - kötü ile birlikte çok geniş uçsuz bucaksız alanlara açılıyor. Bu bağlamda kolektif belleği araştırmak için, Gılgamış efsanesi tekrar tekrar okunup anlaşılmaya çalışılması ve yeniden yorumlanması gereken bir söylencedir. Habil ile Kabil, Adem ile Havva söylenceleri de çeşitli bakış açılarından yeniden incelenmelidir. Bu bağlamda Babilliler ve Sümerler örneğin “pislik eczanesi” adı verilen tedavi uygulamaları geliştirmişlerdi. Zira hastalıkların insanların bedenini yiyip bitirmek isteyen kötü ruhların eseri olduğuna inanıyorlardı. Hayvanlardan topladıkları iğrenç kokulu zehirleri, leş parçalarını ve dışkıları bu kötü iblisleri ürkütmek ve kaçırtmak amacıyla kullanarak, hastaya şifa verebilmeyi umuyorlardı. ?ifa iyilik demektir ve hastalık kötüdür. Mısır’da ise en önemli şifa uygulaması bağırsakların temizlenmesiyle sağlanabilirdi. 4400 yıl önce yazıldığı söylenen Eber Papirüsünde, sindirim kanalının temizlenmesi için şifalı bitki listeleri verilmişti. Hindistan’da sindirimi sağlayan ateş tanrısı Agni’dir. Yanlış beslenme ve öfke ya da üzüntü gibi olumsuz ruhsal durumlar bedende zehire dönüşür. Sindirilmeyen her şey, ruhsal izlenimler dahil bedeni ve ruhu kirletir. ?ifa için zehirleri atıcı perhiz ve zihinsel ruhsal alıştırmalar uygulanmalıdır. Gelmiş geçmiş en ünlü hekim Paracelsus, “Yaşam sindirimdir” der. Ruhsal ve zihinsel izlenimler, soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve yediğimiz ekmektir sindirilmesi gerekenler ve yine Paracelsus, “Her şey zehirdir, belirleyici olan yalnızca miktardır” der. Giderek, ataerkil toplumların Yahudi-Hıristiyan-Müslüman dinsel uygulamalarında yine Adem’le Havva’ya geliyoruz. Anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçişte o toplum biçimine uygun birlikteliği sağlamlaştırabilmek için kadın ve onunla bağlantılı dişi olarak görülen her şey yadsınmıştır. Kadın kirli olduğu gibi, ki burada kirli aynı zamanda cahil, aydınlanmamış anlamınadır, söylenceye göre, erkeği de kandırarak kirlenmesine yol açar. Oysa elmanın yenmesi aynı zamanda aydınlanmayı getirmiştir, yani iyiyle kötünün ayırt edilmesini ve bilinci. Böylece dişi olan bir yandan kirli ve kötü olarak damgalanırken, öte yandan aslında tüm uygarlıkların kökenindeki olumlu, dönüştürücü, geliştirici niteliği de bir kez daha vurgulanmış olmaktadır. Ne yazık ki, bu çok eski ve köklü bilinçlenme korkusu hala geçerliğini sürdürmekte! Çünkü bilinçlenme sorumluluk getirir. Günümüz toplumlarında ise birey daha çok atomize olmuş durumdadır, toplumla birlikteliği, aile bağları, kutsalla ilişkisi zayıfladığı için, büyük ölçüde ancak eğlence amacına yönelik uygulamalarda kitlesel coşkuya dahil olabilmektedir. Eski Roma’da “panem et circenses” hem halkın yöneticilerden talebiydi, hem de yöneticiler halka verdikleri ekmek ve sundukları sirk oyunlarıyla halkı memnun ederek istedikleri gibi yönetebiliyorlardı. Günümüzde de aynı şey geçerlidir. En büyük kitlesel coşkular futbol ve benzeri oyunlarda ortaya çıkar. Ancak birey, eğlenceye katılmak için de alkol ya da uyuşturuculara ihtiyaç duymakta, hem kendini ayırmakta hem de birliktelik aramaktadır. Ayrıca bireysel öz disiplini öğreten kurumlar azalmış, genel kültür düzeyi düştüğünden ailede ve okullarda bu tür bilgi aktarımı sıfıra inmiş, birey kutsalla ve kendi yüce benliği ile ilişkilerinde öksüz yetim kalmıştır. Ancak son zamanlarda bireysel gelişme tekniklerine duyulan ihtiyaç arttıkça, bu tür bilgiler dergi, kitap ve medya yoluyla da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu kavram çiftleri yaşamımızın her anında bedensel, ruhsal, zihinsel düzlemlerde karşımıza çıkıyor. ?imdiye gelirsek, temizlik özellikle çocukluğumuzda içselleştirmek zorunda kaldığımız ve biraz dirençle de olsa, benimsediğimiz bir olgu. Yaşam büyüme ve çürüme, gelişme ve çöküşten ibaret. Doğa insanın yasalarına ayak uydurmaz, hele düzen ve temizlik düşüncelerine hiç uymaz. Süt çocuğu altına yapar, biraz büyüyünce çamurda yuvarlanır, sevdiğimiz köpeğimiz kakasını yer. Yağmur yağınca ayakkabılarımız kirlenir, ateş yaktığımızda duman çıkar, is olur ve büyük iştahla yediğimiz yemekler sonra pis kokulu dışkıya dönüşür. Bunların hepsi de ama önemli bir şeyle bağlantılıdır; yaşama sevinci. Çamurda yuvarlanan çocukları izlediğimizde bunu ne kadar sevinç ve keyifle yaptıklarını görebilir ya da altına eden bebeğin duyduğu hazzı fark edebiliriz. Biz de tuvalete gidip gereksiz posayı başarıyla dışarı çıkarabilmişsek mutlu oluruz ve bu bir sağlık işaretidir de. Oysa bunların hepsi de kirli ve pis şeyler. Ama, temizliğe fazla takılmanın olası tehlikesi, yaşama yabancılaşmak olur. Temizlik doğrudan doğruya yaşamı hoş, sağlıklı ve neşeli hale getirmeye hizmet etmenin ötesine geçip yaşamımızı terörize ederse, çok tatsız bir esaret başlamış demektir. Böyle kendini bedensel, ruhsal ya da zihinsel kirlenmiş duyumsayan, ya da temizlik saplantısı olan insanlara, Londralı Dr. Edward Bach, en az üç ay süreyle Crab Apple – Yabani Elma damlaları almalarını salık veriyor. Bu doktorun otuzlu yıllarda geliştirdiği Bach çiçek özlerinden biri olan Crab Apple, küçük sarı ve ekşi meyveler veren yabani elma ağacının yapraklarından hazırlanmıştır. Bach, bir iç salgı bezi enziminin örneğin belli bir töze etki edebilmesi için, o tözün atom ağırlığıyla aynı dalga boyunda titreşime geçmesi gerektiğini biliyordu. Ya da örneğin süt şekeri gibi hayvansal maddeleri çürümeye uğratan bakterilerin, bir şekilde o hayvansal dokuya titreşim olarak uyum sağlamaları gerektiğini, aksi takdirde değişimin gerçekleşmediğini gözlemlemişti. Oysa ancak bu değişim ve dönüşüm enerji açığa çıkarır ve güç sağlar. Üstelik içerde nasılsa dışarıda öyledir ilkesine uygun olarak, bitkinin çiçek verinceye kadar geçirdiği safhaları düşünürsek ( sert, konsantre olmuş tohum, mineralce zengin toprağa atılır ve toprağın içindeki nemle kabını çatlatarak filiz verir, başını havaya çıkarıp yüzünü güneşe dönerek gelişir) toprak, su, hava ve ateş olan dört ana elemanı da dönüşümünde kullandığını görüyoruz. İşte yabani elma özü titreşimleriyle beden özsuyunda zehir olarak adlandırdığımız, ya da duyumsadığımız bir türlü sindirip dönüştüremediğimiz maddelere, dönüşme ivmesi verdiği için, zihni ve bedeni zehirlerden temizler. Kozmik düzene ve arınmışlığa duyulan bilinçdışı özlemle, bağlam eksikliğinden düzlemler karıştırılır ve düzen ve temizlik içeride gerçekleştirileceğine, dışarıda aranır olursa, yabani elma alındığında, zamanla düzenin daima geçici olduğunu idrak eden insan, kendisini olduğu gibi kabul ettikten sonra, aşırı titizliğe gerek olmadığını ve yaşamın daima zaten olumluyla olumsuz arasında denge sağlamaya yönelik olduğunu kavrayarak, ayırma ve arınma konusunda dengeyi bulabilir. Denemeye değer. Okuma Önerileri:
- Tanrılar Kadınken, Merlin Stone - Söylence, Din ve Anaerki, J. Jakob Bachofen - ?amanizm ve Arkaik Ekstaz Teknikleri, Mircae Eliade - Yüce alemlerin bilgisine nasıl ulaşılır, Rudolf Steiner - Çiçeklerle şifa, Dr.med. Götz Blome - Yaban Düşünce, ***
|