|
Başkaldırmak, kurulu düzene karşı olmaktır. Bu sadece rejime karşı olmak anlamına gelmez. Sosyal düzene karşı olmak, ekonomik sisteme karşı olmak, savaşa karşı olmak, kanunsuzluğa karşı olmak, mafyaya karşı olmak gibi bir çok duruşu içerebilir. Ancak sadece düşünce olarak, zihinsel bir karşı olmak başkaldırı değildir. Başkaldırı karşı olmanın eyleme dönüşmüş halidir. Sanat bir başkaldırıdır, spor insanın kendi sınırlarına baş kaldırışıdır. Edebiyat bir başkaldırıdır. Demokrasinin kendisi, insan hakları, sosyal devlet ilkesi doğanın “büyük balık küçüğü yer” dengesine başkaldırıdır. Ancak bunu silah ve şiddetle yaparsanız bu anarşiye ya da teröre dönüşür. Terör ve anarşi insani değildir. Çünkü insanı hedef alır. Asker sivil tanımaz, doğrudan cana kasteder. Terörde amaç değişim değildir. Çünkü terörün kendisi onun egemenlerinin çıkarları için bir amaçtır. Başkaldırmamak nasıl bir zayıflık ise bunu şiddete dönüştürmek de bir zayıflıktır. Başkaldırı, ve başkaldıran kelimelerine toplumumuzda olumsuz anlamlar yüklenmiştir. Toplum belleğine bu kelimeler o kadar kötü işlenmiştir ki, her başkaldırı ya da başkaldıran hemen cezalandırılması gereken, asla taviz vermemek gereken durum yada kişi olarak görülmektedir. Başkaldıran, itiraz eden, reddeden çocuğumuzu cezalandırmak öğretilmiştir. Başkaldıran işçiyi işten atmak, memuru polise dövdürmek, şairi ve yazarı hapse atmak gelenek haline gelmiştir. Başkaldırı kurulu düzende egemen olan insanların çıkarları için bir risktir. Onlar için egemeni oldukları düzenin ve çıkarlarının devamı esastır. Bu nedenle düzende egemen olan insanlar başkaldırıya ve başkaldırana tahammülleri yoktur. Bu tahammülsüzlüğü bazen beyin yıkayarak bazen şiddete başvurarak gösterirler. Öyle de yapılmıştır. 1968’lerde, 1978’lerde masum öğrenci hareketleri ağır cezalar ve yaptırımlarla saptırılmış ve şiddete dönüştürülmüştür. Tüm araç ve yöntemlerle başkaldıranlar anarşist ya da terörist olarak lanse edilmiştir. Tüm silahlı ve silahsız güçlerle üzerlerine saldırılmıştır. Karşı güçler oluşturularak birbirlerini kırmaları sağlanmıştır. Fransız halkı monarşiye başkaldırmasıydı insan hakları, demokrasi, katılımcılık, sosyal devletin başlangıcı sayılan Fransız devriminden söz edilebilir miydi? Atalarımız Atatürk önderliğinde işgale ve mandaya başkaldırmasaydı cumhuriyetten ve kazanımlarından söz edebilir miydik? O kadar çok örnek vardır ki! Başkaldırmayı bilen toplumlar ve bunu doğru yöneten liderler günümüzün kalkınmış toplumlarının mimarlarıdır. Başkaldırı her türlü değişimin ve devrimin ilk adımıdır. Başkaldırı insan olmanın, adam ve kadın olmanın ilk adımıdır. Oğlunuz ve kızınız başkaldırmaya başladığı ilk anda adam yada kadın olma yolunda ilk adımı atmış demektir. Bundan mutlu olmanız gerekir. Çocuklarınızın adam yada kadın olmasını, kişiliklerinin gelişmesini, tercihlerinin belirginleşmesini istiyorsanız başkaldırıya teşvik etmelisiniz. Hatta onlara başkaldırının yolunu, yöntemini ve sınırlarını öğretmelisiniz. Bu yıl uygulamaya giren yeni öğretim programları “yapılandırmacı” anlayış olarak adlandırılan bir eğitim anlayışının ürünüdür. Bu anlayış “eleştirel pedagoji” denilen bir kuramdan esinlenerek geliştirilmiştir. Eleştirel pedagoji Batıda meydana gelen sosyal hareketlenmeden ortaya çıkmıştır. İnsan hakları ve kadın hareketleri, sınıf atışmaları toplumdaki geleneksel güç dengelerini sorgulama gereği doğurmuştur. Brezilyalı Paolo Freire’nin eleştirel pedagojisi ırk, cinsiyet, cinsellik, etnik köken ve yaş sınıflarını odak noktasına alarakonları geleneksel eğitim anlayışının köleleştirici ve sindirici yapısından kurtaracak özgürleştirici (liberatory) eğitim kavramını getirmiştir. Geleneksel eğitim anlayışı geleneksel egemenlere ait değerlerin ve onların çıkarlarının zorla yeni nesillere kabul ettirildiği, aktarıldığı, bir tür beyin yıkama eğitimi olarak görülür. Eleştirel pedagoji sosyal adalet ve demokratiktoplumdan da ötesini yaratmak için sürekli sorgulayan, eleştiren, yeniyi arayan, yaratıcı ve üretici nesiller yetiştirmeyi hedefler. Eleştirel pedagoji bireylerin bilincini ve özgürlüğünü arttıracak bir eğitimi önerir. Güçsüzlük gücü tekrar ele geçirme ihtiyacını getirir. Bu ise başkaldırıyla mümkündür. Kendi değerlerini, inançlarını ve programını empoze etmeye çalışan öğretmen öğrencilerin direnişi ile karşılaşmalıdır. Basma kalıp bilgilere, sıradan değerlere ve ogmalara başkaldıran öğrenciler güçlü öğrencilerdir. Bunları sorgusuz, çaresiz, genel geçer kabul edilen öğrenciler zayıf öğrencilerdir. Kalkınmak değişmek ve gelişmekle mümkünse, çocuklarımız bizim gibi düşünüp bizim gibi davranırlarsa asla kalkınamayız. Bu nedenle onlara bizleri ve bizim yarattığımız değerleri sorgulama ve eleştirme şansı vermeliyiz. Kendi değerlerini, tercihlerini ortaya çıkarabilmeleri ve güçlü olabilmeleri için bize, kurallarımıza, yaşam biçimimize ve değerlerimize başkaldırmaktan başka şansları yoktur. Ancak bu yolla kendi dünyalarını oluşturabilirler. *** KAYNAK: İsmet ?ahin “Başkaldırı Pedagojisi” Ağustos 2006, ?ehiriçi Dergisi/Kocaeli.
|